Mantıksal Maneviyat canlıların birbirleriyle olan görünür ve görünmez bağlarını, tüm hisleri odak noktasına alarak detaylandıran bir düşünce sistemidir. Hissedilebilen bireysel gerçekten yola çıkarak evrensel gerçeği anlayabilmek için, doğadaki fiziksel ve zihinsel sağlık koşullarının etrafında Bütünlük ve Adalet ilkelerini tanımlar.
Mantıksal Maneviyat
Doğadaki Mantıkla Birlikte Maneviyata Kapsamlı Bir Bakış
Keşfetmek için kaydırın
Mantıksal
Doğadaki neden-sonuç ilişkilerini açıklar.
Maneviyat
Tüm canlıları kapsayan evrensel gerçeğin ilahi bir güce bağlı olduğunu kabul eder.
Ortak geçmişimiz boyunca insan bilincine yerleşen ayrımların ötesinde, her canlı varlık ortak bir öz olan doğayı paylaşır. Doğa kanunlarında cins, yaş, cinsiyet, ırk ve sınıf fark etmeksizin her canlı eşit muamele görür. Yaradan'ın nezdinde her yaşam kutsaldır ve içsel bir özgürlüğe sahiptir.
En kaotik veya tehlikeli gözüken ortamlarda bile, hiç hasta düşmediğimiz ve kaza geçirmediğimiz bir toplum inşa edebiliriz. Aynı zamanda, herkesin hayatında daha fazla şansın ve sayısız fırsatın oluşmasını sağlayabiliriz.
Bütünlük
Birleşik Bir Yaşam
Tıpkı bir vücuttaki organların birbirlerine bağımlı olması gibi, tüm canlılar da görünür ve görünmez bağlar aracılığıyla birbirlerine bağımlıdır.
Hepimiz, sınırsız evrenin içinde küçücük bir alan olan ve Dünya olarak tanımladığımız bir bütünde, doğayı hissederek yaşamaya çalışıyoruz. Zihnimizin vücudumuzla olan uyumunu daha iyi kavrayabilmek için, doğanın küçük bir iz düşümü olarak, gözlemlerimizi daha geniş bir bakış açısıyla ele almamız gerekiyor.
Benmerkezci yaklaşımlardan ziyade, çevremizin ve yaratımlarımızın ayrıntılarına dikkat ederek doğayla olan bağımızın derinliğine yönelik farkındalık kazanabiliriz. Çünkü gerçekleştirilen her eylem aynı zamanda çevresindeki yaşamın detaylarını yansıtır. Her hareket, ses, düşünce ve sanat eseri doğadaki dengeyle uyumlu bir biçimde birbirine bağlıdır.
Bu örnek deneyle farkındalık kazanabilirsiniz!
Aşağıdaki adımları izleyerek gerçekleştireceğiniz deneyde yazı, resim, müzik, dans veya serbest hareket şeklinde bir eser üretmeniz gerekiyor.
1 Kaydetmek
Eserinizi üretirken seçtiğiniz eylemleri ve çevrenizde bulunanların hareketlerini gözlemleyebilmek için, gerekli bulduğunuz alanları görsel kaydedici kullanarak kayıt altına almaya başlayın. Örnek: Bulunduğunuz mekan, mekanın çevresi, vb.
2 Odaklanmak
Üretim esnasında zihninizi olabildiğince serbert bırakmalı ve kendinize odaklanmaya özen göstermelisiniz. Bu yüzden, ses geçirmeyen bir kulaklık takabilir veya gözlerinizi kapatabilirsiniz.
3 Üretmek
Etrafınızda bulunan canlıların odanızda, evinizde, bahçenizde, işyerinizde veya sokağınızda istedikleri eylemleri gerçekleştirmelerine müsade edin. Eserinize odaklanın ve gelişigüzel serbestçe üretmeye başlayın. Eserinizi üretirken kullanacağınız aygıtların sayısı ve çeşidi fazla olursa daha renkli sonuçlara ulaşabilirsiniz.
4 İzlemek
Sürecin ardından kaydettiğiniz eserinizi ve çevrenizi aynı anda dikkatlice inceleyin. Söylediğiniz bir kelimenin, yaptığınız bir çizimin, uyguladığınız bir hareketin, karşılaştığınız bir hatanın veya gerçekleştirdiğiniz bir seçimin diğer canlıların eylemleriyle olan ahengini görebilirsiniz.
Duymadığınız veya görmediğiniz diğer canlıların renk seçimleri, hareketleri, konuşmaları ve hatta düşünceleri bile eserinizin her biçimine yansır. İzlediğiniz detaylarda, kendi varlığınız aracılığıyla etrafınızdaki varlıkların izlerini de mesafe fark etmeksizin yansıttığınızı görebilirsiniz.
Akıl, farklı sembollerin bir karışımı olarak insanın hayal gücüne aracılık eder. Zekâ ise zihindeki yaşam tecrübesinin son ucudur. Zihinsel ve fiziksel gelişim insanın tüm yaşam sürecinde benzer bağlamda şekil alır.
Hislerimiz, zamanın ve mekanın ötesinde, iç içe geçmiş bir biçimde birbirimize yansır. Haliyle yaşam bağlarımız çok yönlüdür. Birbirimizle olan görünmez bağları görünür kılabilen duyularımız, farklı şekillerde yaşamın bütünlüğünü bize kanıtlar.
Bütünlük bakış açısını kazandığımızda, rahimde başlayan yaşam yolculuğunun nasıl şekil aldığını da anlayabiliriz. Çünkü ebeveynlerin çevreleriyle olan bağ kurma biçimleri (eylemleri) ve çevredeki canlıların seçimleri de bir bebeğin genlerindeki dizilime yansır. Her bebek, doğanın küçük bir iz düşümü olarak, hem yakın hem uzak çevresinin izlerini görünür biçimde taşır.
Yaşantımızdaki detaylar
Günlük yaşantımızın her anı çoğu zaman görmediğimiz ama hissettiğimiz yaşam mucizeleriyle doludur. Zihnimizin bireysel gibi gözüken yolcuğu, aslında fiziksel ve zihinsel bağlarımızın birer ortak yansımasıdır.
1Mekandan Bağımsız
Herhangi bir yayını aynı anda izleyenlerin duygu durumları, birbirleriyle konuşmuyor olsalar bile birbirlerinin hislerine yansır. Yayıncı söyleyeceği sözleri ezberinden söylese bile, seçtiği eylemler ve tonlamalar gördüğü veya görmediği izleyicilerin hisleriyle birleşerek dışarıya yansır.
2İlham Kaynakları
Bulunduğumuz evde öylece hangi şarkıyı çalacağımızı düşünürken, sokaktan geçen birinin varlığı seçimimize ilham (veya vesile) olur. Benzer şekilde, her yeni düşünce aslında çevremizdeki canlıların zihnimizde harmanlanmasının ürünüdür ve biz sadece çıktıyı yansıtan kişi oluruz.
3Zamandan Bağımsız
Geçmiş zamanda kaydedilen bir yayında mevcut olan his kümesi, o yayını izleyenlerin veya çekim esnasında orada bulunanların hislerini yansıtır. Aynı zamanda, şu an gerçekleştirdiğimiz herhangi bir üretim, gelecekte başkalarına yaşatacağı his kümesini de barındırır.
4Empatinin Dengesi
Alışveriş yaptığımız herhangi bir yerde bir çalışanın veya başka bir müşterinin stresi bize durduk yere terlemek olarak yansıyabilir. Başkasının zorunlu olarak istemeden yaptığı veya yapamadığı herhangi bir eylem vücudumuzda olumsuz bir his olarak belirir.
5Sağlık Zinciri
Kullandığımız herhangi bir ürün, üretimi esnasında yaşanan tüm his kümelerini beraberinde getirir. Herhangi bir ürünün bize gelene kadar diğer canlılara yaşattığı tüm olumsuz deneyimler, o ürünün sağlığımızı bozabilecek hislere vesile olmasını sağlar. Benzer şekilde, herhangi bir ürünü kullanırken yaşadığımız tüm olumsuz deneyimler ürünü geliştiren ve pazarlayan kişilerin sağlığını bozabilecek hislere vesile olur.
Ortak yaşantımızı tekrar yorumlayarak bu örnekleri detaylandırabiliriz. Zihnimizin odak noktasını duyularımızla harmanladığımızda birçok ortak noktayı fark edebiliriz. Eylemlerimizde özgür olamayıp basmakalıp seçimler yapmamız ise birbirimizle olan ilahi bağlarımızı görmemizi zorlaştırır.
Adalet
Doğadaki Mantık
Bütünlük yaşamımızdaki bağları hislerimizle detaylandırırken, doğadaki adalet bağlarımız arasındaki dengeyi sağlar. Adalet, canlılığın ve canlıların sağlık durumlarında kendini kanıtlar.
Her varlık farklı his kümelerinden oluşan anlamlar barındırır ve iyi ya da kötü eylemler gerçekleştirmemize vesile olur. Her eylemimiz olumlu veya olumsuz olarak kendi sonuçlarını beraberinde getirir. Yaradan gerçek niyetimizi her zaman bilir ve yaşamımızda gerekli olan sonucu bize doğru çeker. Sebep-sonuç ilişkisinden hiçbir canlı kaçamaz.
Eşitlik
Ortak Sağlık, Aynı Yasalar
Bütünlük kapsamında, bir canlının olumlu gelişiminin etrafına faydalar sağlaması gibi, birinin hissettiği acı da tüm çevresinin sağlığını etkiler.
Özgürlük
Doğal Sınırlar İçindeki Seçimler
Eşitliğe saygı gösterilmediğinde, özgürlüğün sınırları doğada belirir. Tüm canlıların yaşamına saygı duymak, daha özgür olmayı sağlar.
Yaradan, hislerimiz arasındaki bağlara müdahale ederek doğadaki adaleti sağlar; varlıkları denge için gerekli unsurlara dönüştürür. Eşitlik ve özgürlük ilkeleri için ihtiyaç duyulan sağlık koşulları farklı zamanlarda ve şekillerde uyumu sağlar. Fiziksel sağlığın olumlu bir biçimde kullanılabilmesi için zihinsel sağlığın denge araçları olan şans ve yetenek faktörleri şekillenir.
Başlangıçtan günümüze yaşanılan tüm hastalıklar, salgınlar, depremler, fırtınalar, seller, kuraklıklar, hayvan saldırıları, kazalar, çatışmalar, krizler ve savaşlar doğadaki adaleti gözler önüne serer. İnsanlık, doğanın sembollerini yalnızca kendi anlam çerçevesine indirgediğinde ve diğer canlıları umursamadığında, kendi refahını da ertelemiş olur. Tüm sonuçlar eşitlik ve özgürlük ilkelerinin nasıl uygulandığını doğrudan yansıtır. Her olumsuz sonuç, doğada yaşanan adaletsizliğin çığlığıdır. Örneğin: Haberlerde geçirdiği trafik kazasını anlatan birini izlerken, aynı zamanda o kişinin görmediğimiz başka bir suçunu itiraf ettiğini duyarız.
Doğadaki adaletin genel olarak nasıl cezalandırdığını bu örnek tablodan anlayabilirsiniz:
Herhangi bir öğreti, bilgi veya inanış, doğadaki adalet dengesiyle örtüşmeyebilir. Yaradan doğada gerçekleştirdiğimiz eylemlerimizin gerçek niyetlerini her zaman bildiği için, eylemlerimizin oluşturacağı sonuçlar sağlığımızda gerektiği zaman tezahür eder. Doğadaki adaletin tecelli etmesi gerektiği durumlarda önüne geçebilecek herhangi bir güç veya teknoloji hiçbir zaman var olmayacaktır.
Eşitlik biyolojik ve ekolojik bir gerçektir.
Sağlık
Adaletin Aynası
Bedenlerimiz, gözlemlememiz gereken doğadaki mantığı kanıtlar. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız, doğanın adaletiyle uyumumuzu ve ilişkilerimizin niteliğini doğrudan yansıtır.
Her hastalık, olumsuz eylemlerimizi vücudumuz aracılığıyla bize açıklar. Eylemlerimiz, her ilişkide hem içe hem dışa yöneliktir. Kendimize yönelik olan eylemlerimiz, başkalarına yönelik eylemlerimiz kadar önemlidir.
İyi niyet, merhamet, dürüstlük, paylaşım ve başkalarına yardım etme gibi olumlu özellikler, organlarımızı, zihinsel dayanıklılığımızı ve çevremizin sağlığını güçlendirir. Doğada gerçekleştirdiğimiz olumsuz eylemlerimizi onarmadıkça, hastalığımız iyileşmez veya bir başka hastalığa yakalanırız.
Bilinenin aksine, sağlıklı ve uzun bir yaşam için özel bir beslenmeye, tedaviye veya ilaca ihtiyaç duymayız. Güncel tedavi yöntemleri, herhangi bir topluluk içinde tekrarlanan olumsuz eylemlerden dolayı açığa çıkan sonuçlara yama uygulamaktan öteye gidemez. Bu yüzden daha iyi bir sağlık için, daha iyi bir insan olmamız ve iyi ilişkilere önem veren bir toplum inşa etmemiz gerekir.
Organ-Eylem-Sonuç Benzetmesi
Vücudumuzdaki organların işlevleri, bir toplulukta ve toplumda gerçekleştirdiğimiz eylemlerin sonuçlarını açıklamaya yardımcı olur. Böylelikle organlarımızın sağlık durumları ve işleyiş amaçları bir araya gelerek bize sessiz bir rehber sunar. Aşağıdaki örnekleri inceleyerek kendi bedeninizdeki organların işlevlerini ve sağlık durumlarını daha iyi gözlemleyebilirsiniz.
- Sağlıklı bir zihin ve bağışıklık sistemi, doğanın bize çok değer verdiğini gösterir.
- Hastalık, uyumsuzluğumuzun bir işaretidir. Çevreyle ve birbirimizle olan ilişkilerimizdeki dengeyi yeniden sağlamamızı amaçlar.
- Doğayla muazzam bir uyum yakaladığımızda, zihinsel ve fiziksel sağlığımız kapsamlı bir koruma kalkanına sahip olur.
Zayıf görme yeteneği, birinin fırsatlarına göz yumduğunuz anları yansıtabilir. Odaklanma eylemine yönelik yarattığınız olumsuzluklar, gözünüzdeki odaklanmaya yansıyabilir.
İşitme duyunuzun azalması, kendinizin veya başka birinin yardım çığlığını/isteğini duymazdan geldiğiniz veya yön bulmasını engellediğiniz zamanları yansıtabilir.
Kendinizin ve başka birinin yaşamında yarattığınız zorluklar kalp krizi riskinizi yükseltebilir.
Vücudunuzdaki kambur, hem kendinize hem başkalarına yaşam zorlukları yüklediğinizi anları yansıtabilir.
Eğer diyabet sorunu yaşıyorsanız, kendinize ve etrafınızdaki insanlara katı davranma oranınız kanınıza yansıyordur.
Eğer kansere yakalandıysanız, bir canı aldınız veya bir canlıya derin acılar yaşatmışsınızdır. Her kanser, olumsuz eylemlerinizden doğan sonuçların birikimleri olarak farklı evrelerde vücudunuza yansır.
Sağlıklı bir yaşam, sadece güçlü bir bedene sahip olmak değildir; aynı zamanda, kişinin bütün potansiyelini geliştiren bir zihnin varlığına bağlıdır. Zihinsel sağlık, odaklanma, fırsatlar, yetenekler ve diğer şans unsurları aracılığıyla büyümeyi besler — bunların tümü de doğanın adalet terazisine bağlıdır. Çevremizle olan ilişkilerin getirileri olan doğal yeteneklere sahip olabiliriz.
Doğanın bütünlüğünde, bir bebeğin gelişimi esnasında oluşan hastalıkların ebeveylerin çevreleriyle olan ilişkilerine bağlı olduğunu anlayabiliriz. Kalıtsal hastalıkların iyileşmesi için daha fazla çaba göstermek gerekir. Muhtemelen çoğu genetik hastalığın tedavisi sadece bir sonraki nesilde gerçekleşebilir. Çünkü bizden önceki ve mevcut nesiller aracılığıyla doğaya verilen zararın incelenmesi ve telafi edilmesi gerekir. İnsanı doğanın bir parçası olarak görürken, diğer canlıları unutmamalıyız. Bu yüzden, bazı geleneklerin tekrar yorumlanması gerekebilir: Öz eleştiri ve farkındalık her iyileşmenin başlangıcıdır.
Herhangi mikrop, virüs veya kimyasal vücudumuza zarar vermeye başladığında, seçtiğimiz eylemlere göre vücudumuzda yön bulur. Zararlı davranış kalıplarında ısrar etmek, bunların vücudumuza zarar vererek yayılmasına yol açar. Çevremizle birlikte kendi vücut sistemimizi anladıkça ve eylemlerimizi farkındalık, iyileşme ve yenilenme ile yönlendirdikçe, vücudumuz dengesini yeniden kazanır ve zararlı maddelerden kurtulmanın bir yolunu bulur. Doğayla uyumumuzun çok iyi olduğu durumlarda, vücudumuza verilen bilinçli zararlar sorumlularının doğada cezalandırılmasına vesile olur.
Organ-Eylem-Sonuç Benzetmesi yaşadığımız tüm kazalar için de geçerlidir. Herhangi bir kaza sonucunda vücudumuzda oluşan hasarlar, kazadan önceki olumsuz eylemlerimizin bir yansıması olarak bize bir ders vermeyi amaçlar. Yaşadığımız bir kazanın oluşma şekli ve organlarımızdaki hasarların yeri, sebep olan eylem(ler)imizin biçimlerini açıklar; zihnimizdeki odak noktamızı ve vücudumuzu nasıl kullandığımızı anlatır. Hiçbir kaza sebepsiz yere olmaz. Bilinenin aksine, hiçbir canlı başka bir canlıya doğada haklı bir sebebi olmadan zarar veremez. Güncel yönetim sistemlerindeki korku faktörleri, sadece özgürlüğe ulaşılmasını zorlayan zihinsel stratejilerden ibarettir.
Doğadaki dengenin sağlanabilmesi için, Yaradan aracılığıyla hafızamız, düşüncelerimiz ve hislerimiz şekil değiştirebilir, sınanabilir ve silinebilir. Doğayla kurulan dengeli bir bağ, sağlam bir zihinsel yapıya imkan tanır. Hatalarımızı telafi etme fırsatı yeniden doğsa bile, bazı hatalar geri dönülemeyecek sonuçlara vesile olur.
Böylece, sağlığımıza olumsuz etkilerde bulunan ve tam olarak tanımlanamayan stres faktörünün, temel bağlamda nasıl kaynaklandığını, nasıl biçimlendiğini ve neden sorunlara yol açtığını görebiliriz. Doğal afetlerin vücudumuzdakine benzer bir sebep-sonuç ilişkisiyle gerçekleştiklerini gözlemleyebilmemiz için kendimizi ve çevremizi daha iyi tanımamız gerekir. Belirli bir çevrede kaynaklanan olumsuz eylemlerin birikiminden açığa çıkan stres, bir süreç halinde fay hatlarına yansıyarak depremleri şekillendirir. Doğanın sessiz dilini anladıkça nasıl bir ahenk içinde yaşamamız gerektiğini daha iyi anlayabiliriz.
Doğadaki adaletin huzurunda, eşitlik ve özgürlük için haklarınızı talep etmeniz asla sorgulanamaz. Eşitlik, hiçbir varlık sonuçlardan kaçamadığı için vardır. Özgürlük ise her varlığın kendi içindeki yolunu seçebilmesinden doğar.
Sıkça Sorulan Sorular
Bazı kültürlerin zihinlerde oluşturduğu genel sorulara burada cevap burabilirsiniz.
Bunun cevabını hiçbir canlı şimdiye kadar öğrenemedi. Nasıl geldiğimizi düşünmeye devam ediyoruz. Elimizdeki en güncel bilgiye göre dünyaya yaşamak için geldik. Yaşamı merkezimize alarak kendi serüvenlerimizin kesiştiği noktalarda anlamlar kazanmaya devam ediyoruz. Öldükten sonra ne olacağı bizim cevap bulabileceğimiz bir soru değil. Çünkü tüm ödüller ve cezalar hissettiğimiz gerçekte mevcut.
Yaşamdaki genel stresleri ve sıkıntıları bizler yarattığımız için cevabını yine kendimizde bulabiliriz. Yaşamın kutsallığı üzerine getirilen her olumsuz düşünce ve davranış biçimi doğanın adaletinde yok olmaya mahkumdur. Bu temel gerçek etrafında, hayatımızdaki olumsuz anlamdaki hiçbir sınavın kalıcı bir mana taşımadığı görülebilir.
Bireyin özgürlüğü çevresinin özgürlüğü ile belirlenir. Hepimizin seçimleri çevremizin geçmişle birlikte yoğrulan yansımaları olduğu için, hislerimizi anlayarak iyileştirmedikçe özgürlüğümüz eksik kalır. Yaradan'ın nezdinde yapacağımız tüm seçimler önceden bellidir. Bu yüzden, yaşam sadece ortak kader yolculuğuna hislerimizle eşlik etmekten ibarettir. Çevremizdeki olumsuzlukları ihmal ederek yaptığımız seçimlerin cezaları daha sonraki seçimlerimize veya gelecek nesillerimize yansır. Şu anki küresel sistemde zenginlerin yaşantılarımızı köleleştirmiş pozisyonda olmaları, vatandaşların sorumluluk almamaları ve umursamaz tüketme alışkanlığının genel bir sonucudur. Bundan dolayı, hastalıklar ve afetler özgürlüğümüzü kısıtlamaya devam ediyor.
Her farklı inanışta benzer şekilde yorumlanan mistik karakterlerin temel çıkış sebepleri Yaradan ile kurmuş oldukları bağların dönemsel yansımalarıdır. Mitolojik anlatılarda bahsi geçen figürlerden biri olan Azrail isimli melek aslında bir insan figürünü temsil eder. O dönemde medeni kanunlar olmadığı için, çok fazla acının yaşandığı toplumlarda Yaradan'ın özel koruması altına alınan figürler oluşurdu. Yüksek derecede koruma altına alınan figürlere (canlılara) zarar verenler, Yaradan aracılığıyla doğadaki cezalarla karşılaşırlardı. Cezayı verenin Azrail isimli figür olduğunun düşünülmesi ise o dönemde Yaradan'ı yorumlayan toplumun bakış açısıdır. Güncel küresel sistem içerisinde görmüyor olsak bile, doğadaki adalet geçerliliğini aynı şekilde korumaya devam ediyor. Yaradan'ın korumasına muhtaç olan bir canlıya zarar vermemiz (bkz: 'melek gibi insan' deyimi), yaşantımızı kaybetmemize vesile olabilir.
Tarihte özel olarak yorumlanan tüm insanlar, diğer insanlar gibi doğada eşit fırsatlara ve şanslara sahiplerdi. Zaman içinde onların ön plana çıkmaları, yaşadıkları ve etraflarındaki topluluklar içindeki kötü eylemlerin iyileşmesi için gerekli olan ilahi takviyelerdi. Kendilerine verilen şansı iyi değerlendirmeyerek başka topluluklara zarar veren tüm liderler, herkes gibi doğanın adaletiyle yüzleşerek diğer canlılara verdikleri acıyı yaşadılar. Hiçbir canlı özel muamele görmez. Günümüzdeki insanların çoğunluğu, geçmişte özel olarak görülen tüm insanlardan daha fazla şansa ve yeteneklere sahipler. Sorumluluk alarak herhangi bir toplumu iyileştirmek isteyen herkes benzer ilahi takviyeleri kazanabilir.
Mucize ve lanet olarak yorumladığımız faktörleri incelememiz gerekir. Sizin için mucize olan bir vaka, başkası için bir lanet olabilir. Bugün de benzer birçok mucize veya lanet mevcuttur. Doğanın adaletinin gerçekleşeceği zamanlarda ilahi takviyelere (yeteneklere) sahip olan insanların tesadüfleri hissederek halka aktarış biçimleri mucize olarak yorumlanır. Böylece topluluklar içinde veya etraflarında bilinirlik kazanırlar. Mucizeleri sadece kendileri için kullanmaya devam edip iyilikten uzaklaşarak başka canlılara zarar veren tüm topluluklar doğadaki lanetlerle (olumsuz sonuçlarla) karşılaşmak zorunda kalırlar. Kader yolculuğunda bahsi geçen tesadüf anlayışı, doğadaki neden-sonuç ilişkilerini çözememekten dolayı zaman içinde oluşan eksik bir kavramdır.
Öğretilerimizdeki Bütünlük ilkesi ile anlayabileceğimiz üzere, herkesin Yaradan aracılığıyla doğayla olan doğrudan derin bir bağı vardır. Çevremizdeki yaşananlara yönelik hislerimizdeki dönüşümler, gelişimler veya uyarılışlar doğa ile olan etkileşim biçimimizi yansıtır. Kader yolculuğunun zamandan ve mekandan bağımsız olması, birçok yaşantının benzer döngülerde tekrarlanıyor olmasına vesile olur. Bu yüzden, geçmişteki veya gelecekteki bir insanın davranış biçimi güncel seçimlerimize yansır. Hissettiğimiz fakat göremediğimiz her vaka bize doğayla (çevremizle) olan etkileşimlerimize yönelik eğitim vermeyi amaçlar. Çevremizdeki canlıların varlıkları ve seçimleri vücudumuzdaki hislere yansırlar. Eğer hislerimizi ortak yaşam tecrübemizle yorumlayabilirsek, hislerimizin bize zarar vermekten ziyade rehberlik sunmayı amaçladıklarını kolaylıkla anlayabiliriz. Geçmişteki insanlar doğadaki sorumluluklarını bireysel bakış açılarıyla yorumladıkları için, görünmez canlı figürleriyle açıklamayı daha doğru buldular.
Kader yolculuğunda herkes eşit fırsatlara ve şansa sahiptir. Kaderimiz aynı zamanda geçmişteki seçimlerimize göre şekil alır. İyi niyetle yapılan seçimlerin sonucu hem bireye hem çevresine olumlu olarak yansır. Doğada rastgele bir şey olmadığı için, yapacağımız her seçim bir sonraki adım ile uyumlu olur. Bu yüzden, iyi niyetle çizdiğimiz herhangi bir hayal ürünü eser veya yorumladığımız herhangi bir durum, tarot kartlarıyla yorumladığımız sonuca ulaşır. Dilerseniz farklı anlamlarda birçok resim çizerek kendi falınızı siz de evinizde oluşturabilirsiniz; özel bir karta, özel bir fala, özel bir aracıya ihtiyacınız yok. Yorumlama yapan veya yaptıran insanların iyi niyetli olmadıkları durumlarda olumsuz sonuçlara ulaşılır. Yaşam tecrübesi daha fazla olan insanların iyi niyetlerinin karşılığı olarak yorumlama yetenekleri daha kapsamlı ve isabetli olabilir.
Aslında doğada zaman diye bir kavram yoktur. Doğada bir günü temsil eden tek şey dünyanın güneş etrafında (veya güneşin dünya etrafında) attığı gece ve gündüz olarak tanımlanan süreden ibarettir. Gezegenlerin tarih boyunca mesafelerinde veya hızlarında değişiklik yaşanıp yaşanmadığı bilinmiyor. İnsanların toplumlarına yönelik zamanı yorumlama biçimleri yaşam tarzlarına göre şekil alır. Dönemsel olarak yaşanan mucizelerin toplum geneline yayılması ve/veya ilişkilerin hafızada tutulması için günlere farklı anlamlar yüklenir. Hepimizin ruhsal durumu gün içerisinde farklı zamanlarda akışkan bir biçimde değişiklikler gösterir. Haliyle her insan geçmişten günümüze gelen her burcun özelliğini bir yıl içerisinde (bazen bir gün içerisinde) yaşar. Yaşantımızdaki detaylar arttıkça, burçlara yönelik atfedilen hisleri yaşama sıklığımız artar. Burçlara yönelik tahminler tarot falıyla ulaşılan sonuçlarla benzerlik gösterir.
Herhangi bir üretim çevresinin birer yansımasıdır ve etrafındaki hisleri beraberinde taşır. Kutsal olarak atfedilen herhangi bir metnin olumsuz bir eylemden dolayı açığa çıkacak olan cezayı engelleme özelliği yoktur. Eğer bir metnin okunması veya söylenmesi çevresinde olumlu hisler yaşanmasına vesile oluyorsa, bu durum okunan metnin kutsal olmasından dolayı değildir; metni okuyan kişinin benliği ve niyeti çevresindeki yaşantıya yansır. Şarkı söylemek ve dua okumak benzer eylemlerdir. Toplum genelinde sıkça dile getirilen nazar ise gerçekleştirilen olumsuz bir eylemin hislerimize geri yansıyor olmasıdır. Haliyle çok yetenekli olduğumuz için değil, olumsuz bir eylem gerçekleştirdiğimiz için veya çevremizde yaşanan olumsuzluklardan dolayı nazar olgusuna kapılırız.
Hiçbir hayvanı yememiz serbest değil ve doğanın kanunlarına aykırı bir seçimdir. Herhangi bir canlıya işkence etmek veya öldürmek Yaradan'ın kutsalına karşı yapılan bir eylemdir. Geçmişte bazı hayvanları diğer hayvanlardan korumak istedikleri için, topluluklar o hayvanları kutsal olarak gördüler. Yük gücünden kurtulmak için hayvanlara yük taşıtmak toplumun genel bağışıklığını azaltan ve enerjisini tüketen bir seçimdir. Yapılan seçimlerdeki olumsuzluklar doğal afet veya toplumsal kaos olarak geri yansır. Herhangi bir eylemi başka bir hayvana işkence yapmadan yapamıyorsak, o eylemin yapılmasına ihtiyacımız yoktur. Diğer havyanların sağlığını korumak daha dirençli ve kuvvetli olmamıza vesile olur. Hayvanların derilerini ısınmak için kullanılıyor olmamızın nedeni, aslında hayvanları öldürüyor olmamızdır. Birbirimizin canlılığına önem vermemiz, vücut ısımızın ve dünyanın sıcaklığının olumlu sağlık koşullarına ulaşmasına vesile olur.
Ulaştığımız güncel öğretilerin ışığında, eylemlerimizin toplum genelinde düzeltilmesiyle birlikte hiçbir canlının hasta olmayacağı bir gelecek inşa etmemiz kolay gözüküyor. Hiçbir canlının hasta olmadığı bir sosyal düzende, sadece yaşlanmanın hastalık (veya olumsuzluk) olarak görüleceği bir yaşam tarzına kavuşmuş oluruz. O noktaya ulaşan sonraki nesillerin düşünmesi gereken husus ise doğal yollarla nasıl daha uzun ömürlü olabilecekleri veya hiç ölmeyecekleri olur.