Okuma Alışkanlığı

Okuma eylemi genellikle alfabelere, kelimelere ve kitaplara yönelik kullanılıyor. Daha geniş bir odaklanmaya ihtiyacımız var. Çünkü doğayı okumayı bilmiyoruz.
Okuma Alışkanlığı

Giriş

Her kültürün kendine özgü sembollerle düşünce biçimlerini yansıtmaya çalıştığı alfabeleri bulunuyor. Harflerin yan yana gelmeleriyle birlikte oluşan ve kelimeler ile sergilenen düşünsel oyunları yıllardır deneyimliyoruz. Zihinsel dönüşümlerin sembollerdeki değişimlere yansıdığını görebiliyoruz. Toplulukların fikir ayrılıkları ve uzlaşmaları, kelimelerin ortak sesleriyle zihnimizde yankılanmaya devam ediyor.

Çağımızın Krallıkları isimli yazımızda da anlaşılabileceği üzere, günümüze kadar gelen tüm yönetim biçimleri monarşi veya oligarşi düzenlerini temsil ediyorlar. Böylece toplumun geneline yayılan düşünce sistemlerini, semboller aracılığıya oluşturan toplulukların aslında halkın egemenliğini istemeyen insanlar olduğu anlaşılabiliyor. Çünkü varlıkların ve fırsatların eşit olarak sunulduğu hiçbir ülke henüz kurulmadı; hiçbir ülkede yaşanan iç ve dış çatışmalar sona erdirilmedi.

Doğadaki tesadüflerin aslında bir sebep-sonuç ilişkisi olmasından dolayı, kelimeler ve anlamlar arasındaki değişikliklerin birbirleriyle uyumunda kültürlerin benzer dokularını fark edebiliyoruz. Eşitlik ve özgürlük dengesinin kurulabilmesi için kelimeler aracılığıyla uzlaşma yöntemine politika sanatı (siyaset) deniyor. Herhangi bir sanat dalı ise doğayla uyumlu olmak (uyum yakalamak) dışında özel bir eğitim gerektirmiyor.

Bakış Açıları

Doğadaki bütünlük çerçevesinde duyu organlarımıza hitap eden gerçekler, kelimeler ve yan anlamlarının eşliğinde hayal dünyamıza taşınırlar. Her kültürde dokunan farklı kelimeler bireysel gerçeklikten başlayarak evrensel gerçekliğe uzanan tanımlamaları kapsamaya çalışırlar. Bu durum dilleri tasarlayanların kabiliyetinden ziyade, doğadaki bütünlüğün zihinlere yansıma şeklidir.

Herhangi bir cümleyi okuduğumuzda, kelimelerin yan anlamlarından dolayı her zihinde farklı bir anlam belirebilir. Kelimelerin anlamları zaman içinde değişebilir. Bu yüzden insan sembollerinin hepsi hayal gücünden ibarettir. Sadece insan zihninde türeyen sembollere odaklanıp doğanın bütünlüğünü kavrama çabamızdan uzaklaştığımızda sınırlı bir hayal gücüne sahip oluruz.

Okuma eylemi alfabelere sıkışıp kaldığında sadece kelimeler ve kitaplar hayal gücümüzü şekillendirir. Bakış açımızın hayal gücümüzle birlikte genişleyebilmesi için okuma eylemindeki anlam çemberini genişletmemiz gerekir. Diğer canlıların hislerini ve eylemlerini okuyabilmek, doğadaki tüm şekillerin detaylarını okuyabilmek ve farklı anlamların bağlantılarını okuyabilmek evrenin bütünlüğünü daha iyi kavrayabilmemiz için gereklidir.

Zihnimizdeki anlam çemberinin genişleyebilmesi için farklı bakış açılarını olumlu biçimde kapsayan seçimler yapmamız gerekir. Hayal gücümüzü doğadaki gerçeklerle birleştirirken eşitlik ve özgürlük dengesine uygun davranmamız, hayal gücümüzdeki bakış açısının doğadaki gerçeklere genişlemesini sağlar. Bu durum çok yönlü yaşandığı için, aynı zamanda tersi de mümkündür: Doğadaki gerçeklerin hayal gücümüzdeki bakış açısına doğru genişlemesi.

Doğanın Dili

Doğanın en küçük yapıtaşları ile en büyük yapıtaşları birbirleriyle bir ahenk içinde hareket ederler. Her kelimenin bir yan anlamının olması gibi, doğadaki şekillerin ve eylem zincirlerinin de birden fazla anlamı vardır. Civarımızda gerçekleşen eylemler, aynı zamanda dünyanın başka bir ucunda gerçekleştirilen eylemlerin yansımasıdır ve bu durumun tersi de aynı zamanda mümkündür.

Kendi zihnimizdeki bakış açısını Yaradan'ın doğadaki bakış açısına yaklaştırmaya çalışarak gerçekleştirdiğimiz eylemler, doğadaki gerçeklerin bize daha görünür olmasını sağlarlar. Böylece zihnimizdeki anlam çemberi, çevremizde gerçekleşen eylemlerin (doğal hareketlerin) evrensel yansımalarını kavrayabilme kapasitesine erişir. Evrensel yansımaların zamandan ve mekandan bağımsız olduğunun farkındalığıyla doğanın dili daha kolay anlaşılır.

Doğanın bütünlüğünde, her bir canlı Yaradan'ın en küçük yapıtaşındaki bakış açısını yansıtır. Bu yüzden, biriyle konuşurken aynı zamanda kendimizle, geçmişimizle, geleceğimizle ve yakın/uzak çevremizdekilerle konuşuyor oluruz. Anlam çemberimize, yani yaşam tecrübemize, kazandırdığımız anlamların herbirini kendi eylemlerimizdeki ve çevremizdeki doğal yansımalarda okuyabiliriz. Anlam çemberimizdeki anlamları kişiler, hikayeler, yerler, hayaller, amaçlar ve doğadaki şekiller oluşturur.

Doğada gerçekleşen durumların hepsi birer bilgi yumağıdır.

Doğayı okuma yeteneklerini farkında olarak veya farkında olmayarak değerlendiren birçok insan bulunuyor. Vizyon, altıncı his, empati vb. yetenekler doğal hediyelerdir. Doğada gerçekleşen eylemlerin anlamlarını okuyarak bilgi edinmek, detaylara odaklanmayı ve doğanın dengesine uygun yaşamayı gerektirir. Peygamberler açısından vahiy olarak yorumlanan bu durum, aslında doğadaki anlamların görünür kılınmasından (ilham olmasından) ibarettir ve tüm insanlarda bulunan doğal bir özelliktir. Sadece düşünerek değil, hissederek bu armağanlara ulaşılabilmesi mümkündür.

Herhangi bir canlıda istisna (hediye) olarak görülen bir durum, aslında tüm canlılara bahşedilmiştir. Örneğin, beyninin yarısını bir kaza sonucunda kaybeden bir insanın tüm organları çalışıyorsa, o insandaki şans diğer tüm canlılarda da mevcuttur. O şansın neden o insanda var olduğunu anlamak için detaylara kapsayıcı (geniş) bir bakış açısıyla odaklanmamız gerekir.

Beyin sanıldığı gibi karmaşık ve anlaşılması zor olan muazzam bir organ değildir; basittir ve Yaradan'ın insanlığa ders verdiği bir organdır. Doğayı anlamamıza yardımcı olan beynimizin içindeki mekanizma değil, Yaradan'ın bize sunduğu hisleri anlama yeteneğidir. Haliyle akıl ve zeka aslında insanlığın hayal ürününden fazlası değildir. Beyni araştırarak hiçbir yere varılmaz, sadece zaman kaybedilir. Dünyaya yaşamak için geldiğimize odaklanarak daha fazlasını keşfetme şansımız bulunuyor.


Farklı dillerde konuşan insanlardan duyduğunuz seslerin bile size bilgi sunabileceği bir anlam kapısının size açılacağı kadar şanslı olmanızı diliyorum. 🤗