Çağımızın Krallıkları

Dünyanın her yerinde farklı yönetim şekilleri ve rejimleri bulunuyor, fakat hepsi farklı boyutlardaki modern krallık yapılarıdır.
Çağımızın Krallıkları

Giriş

Bir bütün olarak devinim gösteren doğanın içerisinde farklı inançlara ve amaçlara sahip topluluklar oluştu. Yol ayrılıklarına sebep olan adımlar ise birbirine benzer olan sonuçlara yol açtı. Güç algısına yönelik keşiflerin bazıları ilahi, diğerleri ise doğanın bahşettiklerinin yanlış kullanımlarından ibaret oldu.

Doğadaki her seçim özünde ilahi bir güce bağlıdır. Buna rağmen, merkezcil yönetimlerin çoğunluğu kendi liderlerini oluştururlar. Doğadaki dengenin sağlanması için bazı liderler ilahi takviyeler sayesinde daha iyi olan seçimlerin önünü açabilirler. İstisna olan mistik (doğal) durumlar ise yönetim sistemlerinde yaşanan olumsuzlukların olumlu bir çıkış yolu bulamamasından kaynaklanır.

Doğada bulunan her varlık tüm canlıların eşit olarak kullanımı içindir. Güç algılarındaki dengenin tekrar kurulabilmesi için doğal afetler ve hastalıklar döngüler halinde tekrarlanır. Sorumluluk üstlenen liderler daha fazla saygı görürken, zaman içerisinde varlıklarını doğanın bahşettikleriyle sürdürmeye çalışırlar. Aslında tüm canlılar eşit sorumluluğa sahiptir.

Yönetim Biçimleri ve Dönüşüm Süreçleri

Monarşi: Çekirdek ailenin içindeki liderliğin, zaman içerisinde ailenin nüfusundaki artışla birlikte tek bir hükümdarda kalmasıdır. Daha iyi seçimlerin yapılmasını ve toplumun zihinsel gelişimini engelleyen bir yönetim şeklidir. Lidere atfedilen önemin kalıcı olması için geleneksel tutumlar sergilenir. Çünkü liderlere olan saygının korunması için gerçekleştirdikleri olumsuz eylemlerin bilinmemesi veya anlaşılmaması istenir. Daha fazla kargaşaya ve kavgaya yol açar; hastalıklar ve doğal afetler daha sık görülür.

Oligarşi: Monarşi içinde gerekli dengenin sağlanamamasından dolayı, hakları yenen gruplar zaman içinde kendi liderlerini oluştururlar. Bu grupların hak arayışlarının birer sonucu olarak, varlıkların çevresinde ortakların arttığı bir yönetim şeklidir. Monarşideki liderlere atfedilen itibar, farklı grupların itibarlarının korunması biçimine bürünür. Benzer kargaşalar ve kavgalar bu grupların yönetimi içinde yaşanmaya devam eder.

Teokrasi: Siyasal yönetim aslında monarşi veya oligarşidir. Sadece ilahi yorumlamalar üzerinden devam ettirilirler.

Henüz hiçbir ülkede pratik olarak uygulanmayan, Cumhuriyet / Demokrasi ise egemenliğin halka ait olduğu bir yönetim şeklidir.

Modern Krallıklar

Günümüzde demokratik gözüken ülkelerin hepsi, monarşilerin yıkılmasının ardından oluşan oligarşik düzenlerdir. Doğadaki dengenin sağlanabilmesi için, farklı gruplardaki liderler değişir veya yeni gruplar oluşur. Varlıkların ve fırsatların eşit olarak paylaşıldığı hiçbir ülke henüz yoktur. Haliyle yönetim biçimi demokrasi olan bir ülke henüz kurulmamıştır.

Bir devletteki tüm paranın bütün vatandaşlarına ait olduğu gerçeğinin gizlenmesi için farklı inançlar üzerinden farklı stratejiler sergileniyor. Çünkü geçmişteki krallıkların yıkılmalarının ardından, varlıklar belirli zumrelere devredildi ve farklı şirketler kuruldu. Oluşan güncel cumhuriyet yönetim şekillerinde ise siyasi partiler üzerinden politik kararlar alınıyor gibi gösterilirken, ekonomik yaptırımların hepsi farklı şirketlere yayılmış şekilde devam ettiriliyor.

Asıl odak noktasından uzaklaşılması için farklı sektörler benzer şekillerde dikkat dağıtıcı unsurları barındırıyorlar. Her şirket veya grubun kendi liderini oluşturması beklenir. Bu yüzden her topluluk aslında oligarşik düzenin birer organını temsil eder. Şirketler üzerinden ekonomik kavgalar ile toplum oyalanmaya devam eder. Siyaset alanında tartışılması ve geliştirilmesi gereken konular ise dernek veya vakıf gibi örgütlere bölünerek siyasetten uzak tutulurlar.

Her zaman küresel bir ekonomi sistemi vardır. Herhangi bir ülkedeki büyük şirketler diğer ülkelerle stratejik ilişkiler içinde olurlar. Krallıkların geçmişte ve günümüzde çıkardığı bilinçli savaşlar, kendi ülkelerindeki rakiplerden kurtulmak için başvurdukları hilekarlıklardan yalnızca biridir. Savaşların ardından varlık paylaşımlarını benzer şekillerde devam ettirirler. Bazı krallar ise başarısız olarak yönetimi farklı krallara devretmek zorunda kalırlar.

Güncel siyaset anlayışı geleneksel (monarşi/oligarşi) yönetim biçimlerini benimser. Her ülkedeki şirketler, o ülkenin yönetiminde ekonomik paya sahip olurlar ve vatandaşları kendi aralarında paylaşırlar. Bu yüzden güncel savaşların hepsi aslında şirketler üzerinden yapılır fakat vatandaşlar askeri veya manevi duygular üzerinden kandırılırlar (oyalanırlar).

Güncel sistemdeki her şirket, aslında küresel oligarşi içinde bulunan farklı boyuttaki bir krallığı temsil eder.

Farklı grupların geçim sıkıntıları, farklı krallıkların kontrolü altında varlık göstermeye devam ediyor. Şirketler arasındaki kavgalar ise tüm topluma olumsuz şekillerde yansır. Monarşi zamanından süregelen ilkel itibar koruma yöntemlerine benzer biçimlerde, şirketlerin ve grupların itibarları için toplumun genel egemenliği ve sağlığı bastırılır. Her şirket ve grup yapı itibarıyla oligarşik bir düzenin parçası oldukları için, benzer itibar kaygılarını paylaşmak zorunda oldukları hissine kapılırlar. Bu durum, temele yayılan çok sinsi bir pazarlama stratejisidir.

Bir toplumun en küçük yapıtaşından en büyük yapıtaşına kadar mevcut sistemdeki oligarşi yapısını görebilirsiniz. Modern Krallıklar deyimini daha iyi anlamak için kendi yaşantınızdaki örnekleri düşünebiliriz:

  • Kimsesiz bir çocuk, devletin işlettiği bir çocuk yetiştirme yurdunda büyürken kötü bir muameleye uğramasının ardından şikayet edebileceği yerlerde çözüm bulamıyor. Gidebilecek başka bir yer bulamıyor veya gidebileceği yerlerde benzer uygulamalarla karşılaşıyor.

  • Herhangi bir ailedeki çocukların gelişimi ebeveynleri tarafından engellendiğinde, seçim şansı bulunmayan çocuklar hem aile içinde hem çevrelerinde sorunlarla karşılaşıyorlar. Çocukların evi terk etmeleri veya evin içerisinde alınan kararlara boyun eğmeleri en makul çözümler olarak sunuluyor.

  • Herhangi bir şirketin yöneticisi adil olmayan bir eylem gerçekleştirdiğinde, şirketin kendisinin olmasını savunarak çalışanlara uyguladığı kararları kendisine uygulamamayı bir hak olarak görebiliyor. Çalışanların yönetimi değiştirme seçenekleri bulunmadığı için şirketi terk etmeleri en makul çözüm olarak sunuluyor. Yönetimdeki adil olmayan kararlarda seçim şansı bulunmayan bazı çalışanlar, işten ayrıldıklarında kendi şirketlerini kurabiliyor fakat aynı yönetim modelinde devam ediyorlar.

  • Bir şirket açma şansı bulunmayan veya şirket açmak istemeyen çalışanlar, benzer politikaların uygulandığı şirketlerde seslerini çıkar(a)madıkları için diğer çalışanları umursamayarak kendi geçim sıkıntılarına odaklanıyorlar. Geçim sıkıntılarının giderilmesine yönelik "serbest piyasa" veya "koşullar böyle" bahanesinin kullanıldığı güncel sistem içerisinde kendi hallerine bırakılıyorlar.

  • Bir şirket açmak için yatırım almak zorunda olan insanlar parayı kontrolünde bulunduran insanların engelleriyle karşılaşıyorlar. Yatırım alan insanların tüm gelir modelleri ise yatırım yapanların insiyatiflerine veya yaptırımlarına göre şekilleniyor. Böylelikle kendini patron sanan insanlar, aslında yatırımcıların çalışanı olarak aynı yönetim modelini daha küçük bir işletmede devam ettiriyorlar. Maalesef, maddi olarak kimseye bağlı olmayan yöneticiler (patronlar) ise vatandaşlara karşı tanrıcılık oynama gafletine devam ediyorlar.

  • Bir şirket açmayı başaran insanlar, parayı kontrolünde bulunduran insanların yaptırımlarından dolayı piyasada rakip olabilecek şanslara (fırsatlara) erişemiyorlar. Belirli bir süre sonra şirketi kapatmak veya aylık masrafları karşılayabilecek yeterlilikte bir döngüye boyun eğmek zorunda kalıyorlar. Görülmesi olağan olan yaptırımları aşması kolay olurken, yasadışı uygulamaların cirit attığı güncel sistem içerisinde herhangi bir şirketi büyütmek neredeyse imkansız hale getiriliyor. (bkz: Büyük Teknoloji Şirketlerinin Dolandırıcılık Vakası!)

  • Herhangi bir iş veya yatırımcı bulamayan vatandaşlar ise geçim sıkıntılarını yasadışı yollarla çözmeye çalışabiliyorlar. Tüm yönetim modellerinin yasadışı olduğu güncel sistem içerisinde aslında kimin suçlu olduğuna emin değilim.

Yukarıdaki örneklerdeki eylemlerin hepsi iç içe geçmiş olarak güncel sistemdeki tüm vatandaşların sağlıklarına yansıyor. Güncel hukuk sisteminin, yukarıdaki örneklerin hiçbirine sunabileceği kalıcı bir çözüm pratikte bulunmuyor. Tüm hukuk süreçleri masraflı olduğu için, imkanı bulunmayan birçok insan benzer döngüleri deneyimleyerek iş veya çözüm bulmakta zorlanıyorlar. Piyasanın serbest olduğu fakat vatandaş haklarının köleliğe yakın olduğu güncel sistemin demokrasi olmadığı açıkça görülebilir.

Vatandaşların tüm sıkıntıları her ülkenin kuruluşundan itibaren var olan temeldeki ekonomik adaletsizlikten kaynaklanır. Geleneksel politika yaklaşımlarından dolayı, aslında şirketleri ve zenginleri hedef alan insanlar o ülkenin düşmanıymış gibi gösterilirler. Örneğin, Apple'ı suç işleyen büyük bir şirket olmasından dolayı düşman olarak gören biri, sanki Amerika'ya düşmanmış gibi gösterilebilir. Aslında bütün büyük şirketler küresel ekonomik paylara sahip oldukları için hem ekonomik geliri hem tüm suçları paylaşırlar.

Herhangi bir ülkedeki en zengin insanlar en çok suç işleyen/işleten insanlardır. Şirketleri ve yapıları incelenmeye alındığında bu durum açıkça ortaya çıkıyor. Bu insanların hala söz sahibi olmaları, eğitim vermeleri, ödül vermeleri, şirket açmaları veya yatırım yapmaları tüm insanlığın paylaştığı ortak bir utançtır. Bu duruma karşı sessiz kalınması tüm toplumların sağlığına (iyiliğine) zarar vermeye devam ediyor.

Yeni Siyaset anlayışında, tüm vatandaşların doğadaki eşitlik ve özgürlük ilkelerine uygun bir yaşam tarzına kavuşmaları zorunludur. Tüm vatandaşların pazarlama hilelerinden arınarak gerçek demokrasi anlayışıyla yönetilmeleri beklenir. Bu yeni bakış açısıyla birlikte, tüm hükümetlerin tekrar yapılındırılmaları gerekir:

  • Hükümetler gerçek bilginin tek kaynağı haline getirilir. Sağlıklı, şeffaf, adil ve kapsayıcı çözümler kalıcı bir biçimde uygulamaya alınır.
  • Küresel huzurun amaçlandığı hükümet yapılarında, WHO ve UN gibi zenginlerin veya şirketlerin menfaatleri için çalışan organizasyonlara, derneklere veya vakıflara gerek kalmaz.
  • Küresel işletme yapıları olan şirketlerin başka ülkelere yatırım yaparak el değiştirmeleri veya şekil değiştirmeye çalışmaları engellenir. Bu yüzden diğer ülkelerdeki huzurun da kalıcı olması önem taşır.

Hepimize, yönetiminin demokrasi olduğu ülkelerde yaşayabileceğimiz bir gelecek diliyorum. 🌍