Doğada nasıl oynamalıyız?

Hayat henüz bir oyun değil. Doğayı daha derin bir bakış açısıyla ele alalım ve hayatı bir oyuna çevirebilmek için neler yapabileceğimize bakalım.
Doğada nasıl oynamalıyız?

Dünya, Güneş'inin etrafında daireler çizerek döner. Doğa, varlığını dengeleyerek dönüşür ve gelişir. Bizler de canlılar olarak benzer döngüleri tekrar ederek varlığımızı sürdürürüz. Her tekrar eden döngüde, hayat çemberlerimiz zamansız bir biçimde birbirine değip geçer. Yine de, sınırlı gözüken zamanımızı kendi bakış açılarımızla anlamlandırırız.

Hala savaşlar, geri dönüşü olmayan acılar, kanlı eylemler ve birçok hastalık var... Bunlara rağmen, her canlılığın eşitliği ve özgürlüğünde, sağlıklı geleceğimize giden bir yol var. Bu yolu yürümek kolay görünmese bile, Dünya'daki uzun ortak tarihimizle kıyaslandığında, aslında hayal edebileceğimizden çok daha kolay.

Bakış açıları, ana [şimdiye] yaklaşma biçimlerimizde ileriye ya da geriye salınır: Düşüncelerimiz olumlu ile olumsuz anlayış arasında gidip gelir. Her anlayış, geçmiş deneyimlerin üzerine kurulu varsayımlara dayanabilir; fakat olumlu bir zihin, daha iyi kararlar ve eylemler alabilmek için kendi düşüncesini sorgulamayı göze alır.

Her düşünce, doğayla kurduğu görünmez bağlar aracılığıyla farklı şekillerde etkilenir. Aslında düşünce, yalnızca duygularımızı önceden tanımlanmış sembollerle dışarıya yansıtmaya çalışır. Düşüncenin kapasitesi, tanımlanmış anlamlarla ve duyguların farklı biçimlerinde kazanılmış deneyimlerle sınırlıdır. Oysa doğa, ortak yaşam deneyimimizde, dolayısıyla farkındalığımızda, henüz tanımlanmamış sembolleri de barındırır. Zihnimizdeki anlam kümesini olumlu bakış açılarıyla genişletmemiz, evrenin genişliğine [varlığına] açılan bir kapıya benzer.

Doğa bütün bir varlık olarak davranır ve genellikle sonsuzluğa ulaşmak olarak kendini andırır. Her insan doğduğunda, doğanın tam potansiyeline ulaşmaya layık hediyeleri benliğinde barındırır. Birçok kültürel ve sistematik engel, her bireyin sonsuzluğa uzanan şansını —hatta doğmadan önce— bozabilir.

Doğanın adil olma dengesiyle her ceza (olumsuzluk) her canlı için ödüle (olumluluğa) dönüşebilir. Her yetenek aslında doğal bir hediyedir. Bazı yetenekler, yaşantılarımızda gerçekleştirilen olumsuzluklardan korunabilmek için minimal çabayla kazanılır.

Düşüncelerimiz bakış açılarımızın önyargısına hapsolduğunda, doğanın eşitlik ve özgürlük denklemine odaklanmalıyız. Böylece karşılaştığımız her zorlukta anlam çemberini biraz daha genişletebiliriz. Her yinelemede empatiyi, şefkati ve olumlu kalmayı başarabilirsek, doğa hem varlığımızı hem de çevremizi ödüllendirmeye devam eder.

Ödüllerimiz, atalarımızın seçimlerine veya diğer varlıklarla olan sosyal etkileşimlerimize bağlı olarak doğal armağanlar şeklinde varlığımızı (benliğimizi) sürekli yeniler. Her kişinin doğanın adalet dengesinde önemi olan bir hediyesi mutlaka vardır. Ödüllerimizin bazıları yetenek olarak çevremize yansırken, doğa içindeki [süregelen] pozitif katkılarımıza bağlı olarak daha uzun bir ömür edinebiliriz.

Birinin gülümsemesini veya iyi hissetmesini sağlamamız bile çevremize yaydığımız basit ve pozitif bir katkıdır.

Doğanın adalet terazisinde iyi kalmak ve olumlu ilerlemek kolay değildir. Sorumlu bile olmadığımız önceki yaşam döngülerinden gelen engeller önümüze çıkabilir. Ortak tarihimiz, tüm hayat yolculuklarında farklı duyguları ve gerçekleri barındırır: Öfke, bağımlılık, inançlar, merak, korku, nefret, kıskançlık, ırkçılık, intikam, cinsiyetçilik, gelenekler ve daha niceleri…

Bütünlük çerçevesinde hepimiz uyum içinde yaşadığımız için, her adımın sorumluluğu hayat yolculuğumuzdaki herkesi kapsar. Her döngüde ya doğanın özüne doğru genişleriz ya da sorumluluğumuz başkalarına aktarılır. Bazı zorluklar doğada olumlu anlamları beraberinde getirir, bazıları ise sürekli doğru seçimler yapmayı ve yoğun çaba göstermeyi gerektirir.

Doğanın bütünlüğündeki her adımda tekrarlayan döngüler: Zorluklar / Ödüller (Hediyeler) / Cezalar.

Zorluklar

Tebrikler! Zor olan ilk adımı doğduğunda attın. :) Eğer şans yolculuğun ataların tarafından geçmişte biraz olsun kolaylaştırıldıysa, zaten görece zengin bir ortama doğmuş olabilirsin. Para çoğumuz için geçici ve çoğu zaman yanıltıcı bir güç olsa bile, doğa sana zengin bir yaşam deneyimi sunmak ve şansını bütünüyle geri kazandırmak için hep var olmaya devam eder.

Hayat yolculuğumuzda bir zorlukla karşılaştığımızda, niyetlerimiz ve tepkilerimiz doğadaki şansımızı sürekli belirler. Sürekli bencil, yıkıcı ve zararlı hataları tekrar edersek şansımız yok olur [ve sonra tekrar başka bir bedende yüzeye çıkmaya çalışır]. Öte yandan şu nitelikler şansımıza sürekli olumlu katkılar sağlar: Empati, dürüstlük, nezaket, pozitiflik, yardım, destek, şefkat, paylaşım, yapıcı cesaret, yaşama hakkına saygı…

Doğanın gözünde eşitlik ve özgürlük için hakkımızı aramak asla sorgulanamaz: Hastalıkların ve afetlerin hâlâ var oluş sebeplerinden biri de bizi birbirimizden korumaktır.

Bazı kültürel çevreler diğerlerinden daha fazla sınav barındırır. Her zorlukta, açığa çıkabilecek eylem ve/veya tepkilerimizde doğanın denklemine en iyi şekilde uymaya çalışmalıyız. Zamandan bağımsız yaşam döngülerimizde amaçlarımıza göre zorluklar farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. Sabır çoğu zaman kaçınılmaz olabilir.

Ödüller

Doğadaki seviyeler sayılarla tanımlanamaz: Hayat herkes için bir oyun değildir. Doğanın denklemine uydukça daha fazla şans [aşama] kazanırız. Bu yüzden doğanın varlığına ve adalet terazisine güvenerek hareket etmeli, eylemlerimize devam etmeliyiz.

Doğanın gözünde (özünde) iyi bir örnek olarak daha yüksek bir aşamaya ulaştığımızda, şans çemberimiz genişlemeye devam eder ve önümüzde daha fazla yol belirir. İyi niyetle gelişigüzel eylemleri seçmek, doğadaki kapsamlı şansa ulaşmanın en güçlü [huzurlu] yollarından biridir. “Suç/Sorumluluk Savma Oyunu” ise iyi bir tercih değildir; bugün karşımıza çıkan engellerin hepsi, geçmişte hepimizin ataları tarafından oluşturulmuştur.

Zorluklarımızı olumlu bir şekilde aştığımızda, fazla çaba veya para harcamadan sağlıklı bir yaşama daha kolay erişebiliriz. Etrafımızda iyi niyetle bulunan insanlar da kendi seçim ve eylemlerine göre ödüllerimizden paylarını alabilirler. Katkılarımız doğrultusunda ulaştığımız aşamaya göre doğa, varlığımızı korur ve kendi sağlıklı özüne ulaşmamızı destekler.

Doğanın aşamalarında farkındalık kazanarak yükseldikçe yeteneklerimiz de farklı şekillerde güçlenebilir. Her yetenek zaten doğanın bir armağanıdır. Kişisel ilgi alanlarımız ve geçmiş deneyimlerimiz doğrultusunda yeni armağanlara da erişebiliriz. Yıllar boyunca eğitim almadan, doğanın birçok hediyesine kolaylıkla ulaşmamız mümkün olabilir.

Doğanın adalet terazisi her varlığın içinde zaten mevcuttur. Doğada olağan ve mistik olan heyecan verici birkaç örnek:

  • Belirli bir aşamada öldürülmek kolay olmaz. Örneğin bir zehir ölümcül zarar vermez; acı çekilebilir ama yok olunmaz. Geçmişte bazı mitler, bu tarz figürleri yanlış anlamalar sonucu “Tanrı” ya da “Peygamber” olarak adlandırmayı tercih ettiler. Oysa onlar yalnızca iyiliği yaymaya devam etmeleri için güçlendirilmişti. Aslında her insan aynı fırsatlara sahiptir ve ilahi takviyelere layıktır; çünkü doğa, her varlığı terazisinin denklemine göre korur.

  • Belirli bir aşamada herhangi bir zarar, hedefini ıskalayarak doğrudan sorumlusuna yansır. Bir ayna gibi olunur; etin içine sıkıtırılmış su misali bir yansıma... Bu aşamada duyguları dengelemek zordur; çünkü olumlu tarafta kalmak için iyi niyetin daimi olması gerekir. Karşılaşılan zararlı eylemlerin olumlu cevaplarla yumuşatılmaya devam edilmesiyle, [olumsuzluklar sayesinde] daha sağlam bir ilahi korumaya kavuşulur. Her koşulda “sadece bir kul” olunduğu unutulmamalı; iyi kalmaya devam edilmeli.

  • Belirli bir aşamada, minimum egzersiz ve çaba bile arzu edilen beden formuna ulaşmayı sağlayabilir. Karşılaşılan adil olmayan olumsuzluklar vücut sağlığına ve yeteneklere olumlu bir şekilde yansır.

  • Belirli bir aşamada, çevredeki duygular daha derinden hissedilebilir. Şans çemberi genişledikçe tüm dünyayla kolayca empati kurulabilir. Zaman kavramı içerisinde, yaşam yolculuğu hisler üzerinden daha kapsamlı hale gelebilir.

Doğanın öz varlığına tam olarak kavuşmak bizi birer “kukla” [hizmetkâr] gibi hissettirebilir. Bu durumda, kuklalar dünyasında yalnızca birer “usta kukla” olduğumuzu sevgiyle fark etmeliyiz. Sadece doğanın rehberliğini tam bir bilinçle hissedecek kadar şanslı olmuşuzdur.

Doğa, bizim düşünebileceğimizden daha yaratıcıdır; sıkıldığımızda bile bize eğlenceli sürprizler sunar. Tanrı [Yaradan] asla korkulacak bir olgu değildir. Korktuğumuz bir varlık veya olgu varsa, bunun sebebi geçmişte yapılan seçimlerdir. Tüm korkuları aşabilmek ise yapıcı cesaret gerektirir.

Cezalar

Zorluklarımızı olumlu biçimde karşıladığımızda, bize sıkıntı verenler zamanı geldiğinde doğanın içinde cezalandırılır; sağlıkları ve servetleri aşamamıza [amacımıza] bağlı olarak farklı şekillerde azalır. Yine de her zaman doğanın olağan cezasını beklememeliyiz. Tüm enerjimizi mevcut hukuk düzenine harcamak yerine, kendi huzurumuzu gözeterek ve doğaya güvenerek kalıcı çözümlere ulaşabileceğimiz yolları seçmeliyiz.

Önemli olan, doğa rakiplerimize karşı adaletini açığa çıkardığında doğru olan eylemi seçmemizdir. Rakibimizden daha iyi bir insan olmak, doğada daha fazla ödüle açılan kolay bir kapıdır. İçinde yaşamaya zorlandığımız mevcut sistemde, etkili pozisyonlara yine yanlış kişiler getiriliyor. Çünkü insanlar doğanın adaletinin henüz farkında değiller.

Doğada itibar, unvan, diploma, para ya da silah sandığımız anlamda bir güç değildir. Aksine, sağlıksız eylemlere itebilecek [kandırabilecek] vesile araçları olabilirler.


Doğayla kurduğumuz iletişime göre yeteneklerimiz şekil alır. Eğer kendimizi doğaya dürüstçe açan bir davranış modeli sergilersek, doğanın gizemleri de bize bir o kadar görünür olur ve şansımızı çevremizle birlikte şekillendiririz. Bu sürece "kaderle dans etmek" diyebiliriz.

Doğadaki adalete yönelik farkındalık kazandırmak ve benliğimizin ihtiyaçlarını dengeleyebilmemiz için birkaç örnek:

  • Muhtemelen güzel bir sesiniz var çünkü siz (veya atalarınız) başkalarının sesinin duyulmasına yardımcı oldunuz. Veya, sesiniz haksız yere engellendi ve çevrenizi bereketlendirmek için size güzel bir ses verildi.

  • Muhtemelen çok yaratıcısınız çünkü siz (veya atalarınız) diğer insanlara olumlu yaşam fırsatları sağladınız ve engel olmadınız. Veya, yaratıcılığınızı yansıtmanız engellendi ve hediyeleriniz Yaradan sayesinde doğal olarak artırıldı.

  • Muhtemelen uzun boylusunuz çünkü siz (veya atalarınız) birinin daha iyi ve sağlıklı bir yaşam sürmesini sağladınız… Veya, doğduğunuz sosyal koşullarda yükselmeniz engellendi.

  • Muhtemelen matematik konusunda çok iyisiniz çünkü siz (veya atalarınız) birilerinin yaşam mücadelelerininin çözülmesine yardımcı oldunuz… Veya, yaşadığınız ortam içindeki sorunları çözmeniz gerekiyordu.

  • Muhtemelen harika bir vizyona sahipsiniz çünkü siz (veya atalarınız) birçok canlının yaşamındaki sorunları çözmek hususunda çözüm bulmaya çalıştınız. Veya, doğanın sağlıklı (uzun vadeli) varlığı için önemli olan şeylere odaklanmanız bulunduğunuz çevrelerde engellendi.

Bu farkındalığın etrafında, her doğal hediyenin (veya yeteneğin) diğer canlılarla olan sosyal etkileşimler yoluyla kazanıldığını veya kaybedildiğini anlayabiliriz. Doğa ile uyum içinde yaşayarak yeteneklerimizin (hediyelerimizin) iyileşmesini ve sürekliliğini sağlayabiliriz. Diğer canlıların refahını umursamadığımızda, Doğadaki Adalet gerekli olan takviyeleri o canlılara da sunar.

Doğanın özünde, her canlı kalıtımsal olarak bütün hediyelere (yeteneklere) sahiptir. Bizde oluşan veya bize aktarılan yetenekler, ebeveynlerimizin gerçekleştirebilecekleri fakat fırsat eşitsizliklerinden dolayı gerçekleştiremedikleri yeteneklerdir. Fırsatların herkese eşit olarak sunulduğu bir yönetim sisteminde, her canlı tüm doğal yeteneklere kavuşabilir. Atalarımızın yarattığı fırsat eşitsizliklerini onarmak, tüm toplumun doğal yeteneklere kolayca ulaşmasını sağlar.

Doğada sebepsiz yere diye bir kavram yoktur. Dolayısıyla, tüm armağanlarımızı doğrudan ve dolaylı olarak çevremizdeki canlılara borçluyuz. Yeteneklerimiz hayatımız boyunca seçimlerimize göre şekillenmeye devam eder. Doğanın adalet ölçeğinde olumlu tarafta kalmayı başaramazsak, yeteneklerimizi ve/veya sağlığımızı kaybedebiliriz.

Ortak yaşantılarımızda yalnızca bencil kalmayı seçmemiz, doğanın çevreyi gözetmesi gerektiği anlarda varlığımızı görmezden gelmesine vesile olabilir. Kendi çevremizi doğanın bütünlüğüne ulaştırmaya yönelik olumlu çabalarımızı devam ettirirsek, doğanın bütün potansiyelini (ilahi takviyelerini) değerlendirme şansını yakalayabiliriz. Bazı insanlar bu durumu üçüncü göze sahip olmak olarak adlandırabilir, bazıları Tanrı'nın ilahi koruması olarak görebilir; farklı ama özünde benzer yollardır.

Sonsuzluğa uzanan şansımıza ve [belki] ölümsüzlüğe ulaşabilmek için, Dünya'daki tüm canlı varlıkların eşitliğine ve özgürlüğüne sürekli katkıda bulunmamız gerekir. Doğada nasıl oynanması gerektiğini artık biliyoruz: İyi olalım ki daha iyiye ulaşabilelim.

Tarih boyunca, iş dünyasında, bilim alanlarında veya eğlence sektörlerindeki birçok bilinen figür kendilerine daha fazla şansı sunan doğal hediyelerini değerlendirdiler. Herhangi biri doğayla muazzam bir uyum yakaladığında ilham bulması kolaylaşır, etraflarındaki insanların duygularına ve ilgilerine içgüdüsel olarak hitap edebilir. Bu yeteneklere sahip olan insanlar genellikle yaşantılarının geçmiş dönemlerinde birçok zorluklarla baş etmek zorunda kalmışlardır.

Toplum standartlarına göre “enayi” veya “saf” olarak görülen insanların olumlu (iyi) seçimler yapmaları, yaşantılarındaki adil dengeye ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları şans ve yeteneklere doğal olarak ulaşmalarını sağlar. Bu yetenekli insanların bazıları, orijinal oldukları doğal dünyaya derinden bağlı kalırken, muazzam şeyler yaratmaya devam edebilirler.

Doğuştan gelen yetenekler bir tür hipnoz veya şeytan tüyünden ibaret değildir; sosyal yaşantılardaki fırsat eşitsizliklerinden dolayı doğanın bireyleri kendi cennetlerine doğru yönlendirme biçimidir. Doğadaki Bütünlük ilkesi herkesin evrensel eşitlik ve özgürlük ile uyumlu olmasını bekler.

Çoğu zaman, ünlü kişiler kendi “cennet” versiyonlarına odaklanmayı seçerler; siyasetin merkezindeki daha önemli meselelerle meşgul olmaktan ziyade kişisel başarılarını önceliklendirirler. Siyaset tüm toplum olarak paylaşılması gereken bir sorumluluktur.


Yaradan hepimizi sever; bir tarafın cezalandırılması, O'nun diğer taraftakilere olan sevgisindendir.

Amaçlarımız doğrultusunda, doğanın rehberliğiyle uyumlu hale gelerek tüm yeteneklerimizi (doğal armağanlarımızı) kolayca kazanabiliriz. Doğanın içsel bilgeliğini net bir şekilde anladığımızda, eğitim sistemimiz kapsayıcı fırsatların önünü açabilir:

  • İnsanlar Yaradan'ın doğadaki sanatını kolayca kavrayabilirler; ne zaman isterlerse, doğanın prensipleriyle uyumlu bir biçimde istedikleri birey olabilirler.

  • Minimal fiziksel veya zihinsel çaba ile birkaç gün veya hafta içinde istenilen kariyer değişikliği yapılabilir. Her canlının değerli olduğu bir yaşam düzeninde uzun saatler boyunca çalışmaya gerek kalmayabilir.

  • İnsanlar maaşlarını takip etmek yerine tamamen yeteneklerine, hayallerine ve hedeflerine kolayca odaklanabilirler.

Ortak yaşantımızdaki temel sorunları ele almadığımızda, bu bilgelik, konuşmalarda, şarkılarda ve filmlerde romantize edilmekten öteye gidemez. Umarım, içinde yaşamaya zorlandığımız ikiyüzlü sistemi sona erdirebiliriz. Çünkü mevcut sistem bizi hasta etmeye devam ediyor ve doğal kaynaklarımızı kaybetmeye devam ediyoruz.

Unutmayın: İyi niyetle kovalanan her amaca doğanın nimetleri eşlik eder! ❤️