Bizdeki Ben
...
...
05 Ağustos 2026


Her kelimenin zihinde farklı bir anlamı olabilir. Yaşam tecrübelerimizde zihnimizdeki anlamları bir heykeltıraş misali çevremizle birlikte şekillendiririz. Bu yüzden hislere odaklı olan sevgi ve saygı gibi kelimeler her zihinde farklı anlam kümelerini barındırır.
Zamanla birlikte vücudumuzun doğada yaşlanıyor olması herhangi bir saygı unsurunu taşımaz. Yaşantımız içerisinde aynı çevredeki benzer eylemleri (hatıraları) tekrarlıyor olduğumuzda, yaşam deneyimi kazanmak yerine ezbere (tekrarlayan) bir hayat yaşarız.
Başka bir canlının özgürlüğünü doğadaki fırsatları kontrol ederek kısıtladığımızda, bize aslında saygı duyulmaz fakat boyun eğilir. Herhangi bir ebeveyn, öğretmen, lider, patron, biliminsanı veya arkadaş özgürlüğümüzü engellediğinde, o kişiden uzaklaşmayı tercih ederiz. Uzaklaşma imkanımızın olmaması ise diğer çevrelerdeki özgürlüğün kısıtlanmış olmasındandır.
Doğanın her canlının yaşamını paylaştığı ortak bir alan olduğunun bilincinde olmayan topluluklarda özgürlüğü kısıtlayan eylemlerin tekrarlanması doğal engelleri beraberinde getirir. Engellerin aşılması için gerekli olan unsurlar ise ilahi takviyeler (doğal denge unsurları) yoluyla kendini gösterir. Bu konuyu örneklendirmek için kendi hayatımdan kesitleri paylaşarak bu yazıya devam edeceğim.
Kardeşim küçük yaşlarından itibaren çeşitli hastalıklarla mücadele etti. En son aldığı tanılardan biri şizofren olduğuna yönelikti. Babam bacağını sakatladıktan sonra en sevdiği spor olan futbolu biz küçük yaşlardayken bırakmak zorunda kaldı. Annem hayatının farklı dönemlerinde bir sürü hastalıkla mücadele etti. Ben ise pek hastalanmayan ve özgürlüğünü hiçbir zaman ihmal etmeyen bir yaşam tarzını tercih ettim. Kardeşimin fırsatlarını sıkça ihmal ettim.
Geleceğin mesleği olacağını hissettiğim bilgisayar mühendisliğini tercih ettim. Dünyanın farklı yerlerinde çalışma imkanı yakaladım. Binlerce insanla muhabbet etme, eğlenme, öğrenme ve anı biriktirme fırsatım oldu. Dünyaya yaşamak için geldiğim içgüdüsüyle seçimler yapmaya devam ettim. Daha iyi bir insan olmaya çalışarak her dönüm noktalarında daha iyi kararlar almaya çalıştım. Merak ettiğim birçok konuyu irdeledim ve insan doğasını kendimle birlikte keşfetmeye çalıştım.
Yaşadığım olumsuz tecrübelerin tekrarlanmaması için sosyal projelerimi gerçekleştirmek istedim. Kişisel projelerden ziyade tüm toplumun iyileşmesini istediğim fikirlerimi hayata geçirmeye başladığımda hem sağlığımı kaybetmeye başladım hem maddi kayıplar yaşadım. Her seferinde benzer sorunlarla karşılaştım. İyi bir insan olmaya çalışarak yaşam tecrübelerimi geliştirmeye devam ettim. Diğer insanlardan duyduklarımı veya öğrendiklerimi kendim deneyimlemeye çalıştım.
Uyuşturucu kullandığım zamanlarda, kardeşime şizofren tanısı konmasından dolayı benim de aynı sorunu yaşayabileceğim uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim. Uyuşturucunun bana zarar vermediğini anladım.
Çevremdeki insanlar başka canlılara zarar verdiklerinde karışmamam gerektiği uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim. Hem kendimin hem çevremdekilerin ihtiyacı olan gerçekleri gördüm.
Depresyonla yüzleştiğim zamanlarda yurt dışına tek başıma çıkmamın bana zarar verebileceği uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim. Daha fazla insanı anladım ve farklı deneyimleri karşılaştırarak tecrübe kazandım.
İlaçlarımı kendi başıma bırakmamın bünyemi sarsacağı uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim. İlaçların aslında öneminin veya iyileştiri etkisinin olmadığını anladım.
Patronlarımın haksızlıklarına tepki verdiğimde işimi kaybedebileceğim uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim. Tepki verdiğim konularda takdir kazandım, işimi kaybetmedim fakat gitmem gereken yolu gördüm.
Siyasete bulaşmayıp sadece kendi işimle uğraşmam gerektiğine yönelik uyarılar yapıldı. Saygı duymadım, denedim. Daha önce fark etmediğim konularla kapsamlı bir şekilde empati kurdum...
Yıllar sonra asıl saygı duymamız gereken doğal (temel) gerçekleri keşfedebildim. Tüm hastalıkların merkezi olan siyaset arenasındaki hilekarlıkların neredeyse tamamını çözebildim. Ulaştığım bilgilerin ve üstesinden geldiğim korkuların ardında yatan başarı unsurunun sadece bana bağlı olmadığını görebildim. Bulduklarıma ihtiyacı olan insanlar için daha bir iyi insan olmam gerektiğini anladım.
Annem, babam, kardeşim ve arkadaşlarım gibi milyonlarca insan var. Kardeşimin zihinsel engelli olarak tanımlandığı normalimiz içerisinde, meğer onun kendini anlatırken seçtiği kelimeleri anlayabilecek yaşam tecrübem (kapasitem) yokmuş:
Bahsi geçen yapay tepkimelerin nasıl oluştuğunu anlamak için Büyük Teknoloji Şirketlerinin Tecavüz Vakası! isimli yazıyı okuyabilirsiniz.
Yıllar boyunca, kardeşim onlarca doktara gösterildi ve hocaya götürüldü. Onun kurduğu cümleleri tercüme edebilecek bilgilere ve tecrübeye ulaşmak için, farkında olmadan yıllarca zorluk yaşadım. Kendime atfettiğim meraklı, inatçı ve becerikli olma yeteneklerini değerlendirerek attığım adımların sadece benim yolumdan ibaret olmadığını sonunda anladım.
Zihnimizdeki ve vücudumuzdaki engellerin tamamının politikanın merkezinde olduğunu görebilmem için korkunun etrafındaki saygı çemberlerine karşı cesaret göstermem gerekti. Doğal yeteneklerim ise benim kişisel başarım olarak değil, doğayı birlikte paylaştığım insanların ihtiyaçlarından doğdu. Bu yüzden, saygının, doğal bir gereksinim olarak, özgürlük etrafında yeniden tanımlanması zorunludur.

Geçtiğimiz günlerde, zihnimi dinlendirmek için göl kenarındaki bir yere arabayla yolculuğa çıktım. Dağların arasında, yüksek rakımda yer alan, Uzungöl isimli bir yerdi. Birkaç saat sonra geri dönmeye karar verdim, ancak tek şeritli bir yolda uzun bir trafik kuyruğuna takıldım. Trafiğin en önünde büyük bir yolcu otobüsü vardı. Onun ardından kuyruk oluşturan 20 küsür aracın ardında tek başıma ilerliyordum. Yol çok virajlı olduğu için sollama yapmak gerçekten zordu.
Bir araba trafiği sollamaya çalıştı, ancak karşıdan gelen trafiği görünce kendi şeridine geri dönmek zorunda kaldı. Başka bir araba da aynı şeyi denedi, ancak fazla ilerleyemeyerek kuyruğa geri girdi. Kendi kendime "Ben bile sollamaya çalışmıyorum, siz ne yapıyorsunuz ki?" diye zihnimde kıkırdadım.
Doğru anı bekledim. O hissi duyacağıma güvendim: İlerlemem gerektiğinde vücudumu tetikleyecek olan his. Birkaç dakika sonra beklediğim his vücuduma yayıldığında ve uzuvlarıma ipucu verdiğinde, neredeyse imkansız görünen o uzun sollamayı gerçekleştirmeye başladım. Virajların etrafını göremememe ve kısa bir tünelden geçmeme rağmen, o araç kuyruğunun tamamını tek seferde geçebildim. Eski bir araç kullanıyordum fakat sonuç güvenliydi.
Beni mutlu eden şey sadece arabaları tek seferde geçebilmek değil, içten içe kaza yapmayacağımı veya ölmeyeceğimi bilmekti. Bu güven duygusu, arabadaki ıssızlığın verdiği sakinlikle birlikte, gerçekten yalnız olmadığımı hatırlatan güzel bir duyguydu. İlginç olan şu ki, bu duygunun herkesin ruhunda var olduğunu biliyorum. Çünkü hiçbir kaza öylesine veya sebepsiz olmaz.
Umarım bir gün herkes içinde barındırdıkları bu ilahi sezgiyi fark edebilir. Çünkü bana bahşedilen bu güven duygusunu hiçbir maddi varlıkla değişmem.