Bizdeki Ben
Aile, merak ve maneviyat üzerinden; saygının derin anlamını, özgürlüğün doğasını ve kim olduğumuzu şekillendiren deneyimleri anlamaya yönelik kişisel bir yolculuk.
Aile, merak ve maneviyat üzerinden; saygının derin anlamını, özgürlüğün doğasını ve kim olduğumuzu şekillendiren deneyimleri anlamaya yönelik kişisel bir yolculuk.

28 Eylül 1988. İki erkek çocuktan biri. Kardeşinden iki yaş büyük. Trabzon'un küçük bir ilçesinde, düşük gelirli bir Müslüman aileden. Kardeşi sıkça hastalanıyor, onlarca kez ölümden dönüyor. Annesi ve babası bir sürü doktor ve hocayı ziyaret ediyorlar. Dertlerine çözüm bulamıyorlar. Dertler erteleniyor. Lisenin ardından İstanbul'daki özel bir üniversitede burssuz okuyor. Ailesiyle birlikte çalışarak kazandığı parayla geçinmeye çalışıyor. Daha çok annesi yoruluyor. Bilgisayar mühendisi oluyor ve İstanbul'da çalışmaya başlıyor.
Merak. Birçok konuya ilgi duyuyor. Deniyor, yanılıyor, tekrar deniyor. Deniyor, sıkılıyor, tekrar deniyor. Deniyor, yoruluyor, tekrar deniyor. Her zaman doğru olanı seçmeye ve yapmaya çalışıyor. Neyi aradığını tam olarak bilmeden bulmaya çalışıyor. Bazen korkuyor. Bir şekilde içine sokulduğu sistematik girdaplardan sıyrılıyor. Çevresinin yaptığı seçimlerin sonuçlarıyla boğuşuyor. Anlayamıyor. Farklı konulara dair bakış açılarını kendi doğrularıyla harmanlıyor. Anlamaya çalışıyor. Benzer duyguların farklı kültürlerdeki yansımalarını tecrübe ediyor. Yıllar geçiyor, öğreniyor. Artık korkmuyor.
Maneviyat. Sorguluyor, soruyor. Deneyimlediği konuları zihninde törpülüyor. Daha iyi anlıyor. Yaşadıklarından sadece kendisinin sorumlu olmadığını görüyor. Yoruluyor, yazıyor. Neyi neden yaşadığını çekinmeden anlatabiliyor. Tekrar yoruluyor. Kendisi olamadığını fark ediyor. Yaşananların ve yaşatılmayanların sadece kendi sorunu olmadığını gözlemliyor. Bunun bir kimlik sorunu değil, benlik sorunu olduğunu toplumla paylaşıyor. Tekrarlanmaması gereken acıların içinde yalnızlaşıyor. Aslında yalnızlaştırılıyor. Kalabalıkların içindeki insanların duygularının nasıl sömürüldüğünü artık biliyor. Benliklerin çok yönlü dalgalanmalarının ardında, tedavisi bulunamayan hastalıkların ana kaynağını hedef alıyor. Herkes ve kendi için.
Biz. Sevginin de nefretin de kendi elinde olmadığı bir toplum düzeninin içinde gerçeğin anlaşılması için uğraşıyor. Doğanın içindeki mantığa yaslanıyor. Zaman geçiyor, yine yoruluyor. Kimileri gidiyor, kimileri kalıyor. Herkesin suçlu olduğu ve kimsenin suçlu olmadığı küresel bir sistemin zararlarından kurtulmaya çalışıyor. Neyi bulmak istediğine kendi karar vermediği için ne olacağına bakıyor. Kendinden emin olan insanların benliğinden bihaber oluşlarında ve kendini arayanların sorunlarında kendine bir yön çiziyor. Kolay olmadığını biliyor. Bu yoldaki acıların tekrarlanmaması gerektiğine inandığı için durmayı seçmiyor.

Her kelimenin zihinde farklı bir anlamı olabilir. Yaşam tecrübelerimizde zihnimizdeki anlamları bir heykeltıraş misali çevremizle birlikte şekillendiririz. Bu yüzden hislere odaklı olan sevgi ve saygı gibi kelimeler her zihinde farklı anlam kümelerini barındırır.
Zamanla birlikte vücudumuzun doğada yaşlanıyor olması herhangi bir saygı unsurunu taşımaz. Yaşantımız içerisinde aynı çevredeki benzer eylemleri (hatıraları) tekrarlıyor olduğumuzda, yaşam deneyimi kazanmak yerine ezbere (tekrarlayan) bir hayat yaşarız.
Başka bir canlının özgürlüğünü, doğadaki fırsatları kontrol ederek kısıtladığımızda bize saygı duyulmaz, yalnızca boyun eğilir. Bir ebeveyn, öğretmen, lider, patron, bilim insanı veya arkadaş özgürlüğümüzü engellediğinde o kişiden uzaklaşmayı tercih ederiz. Uzaklaşma imkânımızın olmamasıysa başka çevrelerde de özgürlüğün kısıtlanmış olmasındandır.
Doğanın her canlının yaşamını paylaştığı ortak bir alan olduğunun bilincinde olmayan topluluklarda özgürlüğü kısıtlayan eylemlerin tekrarlanması doğal engelleri beraberinde getirir. Engellerin aşılması için gerekli olan unsurlar ise ilahi takviyeler (doğal denge unsurları) yoluyla kendini gösterir. Bu konuyu örneklendirmek için kendi hayatımdan kesitleri paylaşarak bu yazıya devam edeceğim.
Kardeşimin en son aldığı tanılardan biri şizofren olduğuna yönelikti. Babam bacağını sakatladıktan sonra en sevdiği spor olan futbolu biz küçük yaşlardayken bırakmak zorunda kaldı. Annem hayatının farklı dönemlerinde bir sürü hastalıkla mücadele etti. Ben ise pek hastalanmayan ve özgürlüğünü hiçbir zaman ihmal etmeyen bir yaşam tarzını tercih ettim. Kardeşimin fırsatlarını sıkça ihmal ettim.
Geleceğin mesleği olacağını hissettiğim bilgisayar mühendisliğini tercih ettim. Dünyanın farklı yerlerinde çalışma imkânı yakaladım. Binlerce insanla sohbet etme, eğlenme, öğrenme ve anı biriktirme fırsatım oldu. Dünyaya yaşamak için geldiğime dair içgüdümle seçimler yapmaya devam ettim. Daha iyi bir insan olmaya çalışarak her dönüm noktasında daha iyi kararlar almaya çalıştım. Merak ettiğim birçok konuyu irdeledim ve insan doğasını kendimle birlikte keşfetmeye çalıştım.
Yaşadığım olumsuz tecrübelerin tekrarlanmaması için sosyal projelerimi gerçekleştirmek istedim. Kişisel projelerden ziyade tüm toplumun iyileşmesine yönelik fikirlerimi hayata geçirmeye başladığımda hem sağlığımı kaybetmeye hem de maddi kayıplar yaşamaya başladım. Her seferinde benzer sorunlarla karşılaştım. Diğer insanlardan duyduklarımı veya öğrendiklerimi kendim deneyimlemeye çalıştım. Yaşam tecrübelerimi geliştirmeye devam ettim.
Uyuşturucu kullandığım zamanlarda, kardeşime şizofreni tanısı konduğu için benim de aynı sorunu yaşayabileceğim konusunda uyarıldım. Saygı duymadım, denedim. Uyuşturucunun bize zarar vermediğini anladım.
Çevremdeki insanlar başka canlılara zarar verdiğinde araya girmemem gerektiği konusunda uyarıldım. Saygı duymadım, denedim. Hem benim hem de çevremdekilerin ihtiyaç duyduğu gerçekleri gördüm.
Depresyonla yüzleştiğim zamanlarda yurt dışına tek başıma çıkmamın bana zarar verebileceği konusunda uyarıldım. Saygı duymadım, denedim. Daha fazla insanı anladım ve farklı deneyimleri karşılaştırarak tecrübe kazandım.
İlaçlarımı kendi başıma bırakmamın bünyemi sarsacağı konusunda uyarıldım. Saygı duymadım, denedim. İlaçların aslında önemli olmadığını veya iyileştirici bir etkisinin bulunmadığını anladım.
Patronlarımın haksızlıklarına tepki verdiğimde işimi kaybedebileceğim konusunda uyarıldım. Saygı duymadım, denedim. Tepki gösterdiğim konularda takdir gördüm. İşimi kaybetmedim fakat izlemem gereken yolu gördüm.
Siyasete bulaşmayıp sadece kendi işimle uğraşmam gerektiği konusunda uyarıldım. Saygı duymadım, denedim. Daha önce fark etmediğim konular hakkında kapsamlı bir empati geliştirdim...
Yıllar sonra asıl saygı duymamız gereken doğal (temel) gerçekleri keşfedebildim. Tüm hastalıkların merkezi olan siyaset arenasındaki hilekârlıkların neredeyse tamamını çözebildim. Ulaştığım bilgilerin ve üstesinden geldiğim korkuların ardındaki başarı unsurunun sadece bana bağlı olmadığını görebildim. Bulduklarıma ihtiyaç duyan insanlar için daha iyi bir insan olmam gerektiğini anladım.
Annem, babam, kardeşim ve arkadaşlarım gibi milyonlarca insan var. Kardeşimin zihinsel engelli olarak tanımlandığı dünyamızda, meğer onun kendini anlatırken kullandığı kelimeleri anlayacak yaşam tecrübem (kapasitem) yokmuş:
Bahsi geçen yapay tepkimelerin nasıl oluştuğunu anlamak için Büyük Teknoloji Şirketlerinin Tecavüz Vakası! isimli yazıyı okuyabilirsiniz.
Kardeşimin kurduğu cümleleri tercüme edebilecek bilgi ve tecrübeye ulaşmak için farkında olmadan yıllarca zorluk yaşadım. Kendime atfettiğim meraklı, inatçı ve becerikli olma özelliklerinden yararlanarak attığım adımların yalnızca kendi yolculuğumla ilgili olmadığını sonunda anladım.
Zihnimizdeki ve vücudumuzdaki engellerin tamamının politikanın merkezinde olduğunu görebilmek için korkunun etrafında örülen saygı çemberlerine karşı cesaret göstermem gerekti. Doğal yeteneklerim ise benim kişisel başarım olarak değil, doğayı birlikte paylaştığım insanların ihtiyaçlarından doğdu. Bu yüzden saygının doğal bir gereksinim olarak özgürlük etrafında yeniden tanımlanması zorunludur.