Saygı
Gerçeğimizi özgürlük etrafında şekillendirmeliyiz. Bu yüzden saygı duyduğumuz kavramları hislerimizi baz alarak tekrar düşünmemiz gerekiyor.
Gerçeğimizi özgürlük etrafında şekillendirmeliyiz. Bu yüzden saygı duyduğumuz kavramları hislerimizi baz alarak tekrar düşünmemiz gerekiyor.
05 Mayıs 2026
Her kelimenin zihinde farklı bir anlamı olabilir. Yaşam tecrübelerimizde zihnimizdeki anlamları bir heykeltıraş misali çevremizle birlikte şekillendiririz. Bu yüzden hislere odaklı olan sevgi ve saygı gibi kelimeler her zihinde farklı anlam kümelerini barındırır.
Zamanla birlikte vücudumuzun doğada yaşlanıyor olması herhangi bir saygı unsurunu taşımaz. Yaşantımız içerisinde aynı çevredeki benzer eylemleri (hatıraları) tekrarlıyor olduğumuzda, yaşam deneyimi kazanmak yerine ezbere (tekrarlayan) bir hayat yaşarız.
Başka bir canlının özgürlüğünü doğadaki fırsatları kontrol ederek kısıtladığımızda, bize aslında saygı duyulmaz fakat boyun eğilir. Herhangi bir ebeveyn, öğretmen, lider, patron, biliminsanı veya arkadaş özgürlüğümüzü engellediğinde, o kişiden uzaklaşmayı tercih ederiz. Uzaklaşma imkanımızın olmaması ise diğer çevrelerdeki özgürlüğün kısıtlanmış olmasındandır.
Doğanın her canlının yaşamını paylaştığı ortak bir alan olduğunun bilincinde olmayan topluluklarda özgürlüğü kısıtlayan eylemlerin tekrarlanması doğal engelleri beraberinde getirir. Engellerin aşılması için gerekli olan unsurlar ise ilahi takviyeler (doğal denge unsurları) yoluyla kendini gösterir. Bu konuyu örneklendirmek için kendi hayatımdan kesitleri paylaşarak bu yazıya devam edeceğim.
Kardeşim küçük yaşlarından itibaren çeşitli hastalıklarla mücadele etti. En son aldığı tanılardan biri şizofren olduğuna yönelikti. Babam bacağını sakatladıktan sonra en sevdiği spor olan futbolu biz küçük yaşlardayken bırakmak zorunda kaldı. Annem hayatının farklı dönemlerinde bir sürü hastalıkla mücadele etti. Ben ise pek hastalanmayan ve özgürlüğünü hiçbir zaman ihmal etmeyen bir yaşam tarzını tercih ettim. Kardeşimin fırsatlarını sıkça ihmal ettim.
Geleceğin mesleği olacağını hissettiğim bilgisayar mühendisliğini tercih ettim. Dünyanın farklı yerlerinde çalışma imkanı yakaladım. Binlerce insanla muhabbet etme, eğlenme, öğrenme ve anı biriktirme fırsatım oldu. Dünyaya yaşamak için geldiğim içgüdüsüyle seçimler yapmaya devam ettim. Daha iyi bir insan olmaya çalışarak her dönüm noktalarında daha iyi kararlar almaya çalıştım. Merak ettiğim birçok konuyu irdeledim ve insan doğasını kendimle birlikte keşfetmeye çalıştım.
Yaşadığım olumsuz tecrübelerin tekrarlanmaması için sosyal projelerimi gerçekleştirmek istedim. Kişisel projelerden ziyade tüm toplumun iyileşmesini istediğim fikirlerimi hayata geçirmeye başladığımda hem sağlığımı kaybetmeye başladım hem maddi kayıplar yaşadım. Her seferinde benzer sorunlarla karşılaştım. İyi bir insan olmaya çalışarak yaşam tecrübelerimi geliştirmeye devam ettim. Diğer insanlardan duyduklarımı veya öğrendiklerimi kendim deneyimlemeye çalıştım.
Uyuşturucu kullandığım zamanlarda kardeşimin şizofren olmasından dolayı benim de aynı sorunu yaşayabileceğim uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim.
Çevremdeki insanlar başka canlılara zarar verdiklerinde karışmamam gerektiği uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim.
Depresyonla yüzleştiğim zamanlarda yurt dışına tek başıma çıkmamın bana zarar verebileceği uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim.
İlaçlarımı kendi başıma bırakmamın bünyemi sarsacağı uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim.
Patronlarımın haksızlıklarına tepki verdiğimde işimi kaybedebileceğim uyarıları yapıldı. Saygı duymadım, denedim.
Siyasete bulaşmayıp sadece kendi işimle uğraşmam gerektiğine yönelik uyarılar yapıldı. Saygı duymadım, denedim...
Yıllar sonra asıl saygı duymamız gereken doğal (temel) gerçekleri keşfedebildim. Tüm hastalıkların merkezi olan siyaset arenasındaki hilekarlıkların neredeyse tamamını çözebildim. Ulaştığım bilgilerin ve üstesinden geldiğim korkuların ardında yatan başarı unsurunun sadece bana bağlı olmadığını görebildim. Bulduklarıma ihtiyacı olan insanlar için daha bir iyi insan olmam gerektiğini anladım.
Annem, babam, kardeşim ve arkadaşlarım gibi milyonlarca insan var. Kardeşimin zihinsel engelli olarak tanımlandığı normalimiz içerisinde, meğer onun kendini anlatırken seçtiği kelimeleri anlayabilecek yaşam tecrübem (kapasitem) yokmuş.
Zihnimizdeki ve vücudumuzdaki engellerin tamamının politikanın merkezinde olduğunu görebilmem için korkunun etrafındaki saygı çemberlerine karşı cesaret göstermem gerekti. Doğal yeteneklerim ise benim kişisel başarım olarak değil, doğayı birlikte paylaştığım insanların ihtiyaçlarından doğdu. Bu yüzden, saygının, doğal bir gereksinim olarak, özgürlük etrafında yeniden tanımlanması zorunludur.